Jump to content

Şintoizm Rehberi


ShuTodorki

Önerilen İletiler

Şintoizm adına bazı önemli kaynaklar
Japon tarihinin 6. yüzyıldan önceli antik dönemleri Tanrılar Çağı (Kamiyo) olarak adlandırlır. Japonların kim oldukları, nereden ve ne zaman geldikler, ülkenin kurulması gibi soruların yanıtlarını Japon tarihinin ilk yazılı kaynaklarından öğrenmekteyiz. Japon mitolojisinin ilk yazılı kaynakları ili kaynakta toplanmış olup bu kaynaklar Japon kültürünün sonraki kuşaklara aktarılması adına önemli kaynaklardır.
Japon tarihinin bu önemli kaynaklarından ilki 712'de imparatorluğa sunulan ve efsanevi devirlerden başlayarak 628 tarihine kadarki olayları konu alan ve "Eski Olayların Kayıtları" olarak adlandırılan Kojiki'dir. İkinci önemli kaynak ise 720 yılında tamamlanmış, 697 yılına kadarki olayları konu alan resmi tarihi eser olarak belirtilen ve "Japonya Yılları" olarak adlandırılan Nihongi'dir.

 

ah2w7ic.jpg

 

Kojiki, antik Japonya'nın tarihine dair yazılmış be günümüze kadar ulaşmış en eski eserdir. Japonya'nın dini inançlarından Şintozm'in en önemli metinlerinden biridir. Japon mitolojisinde tanrı olan kami, İzanagi ve İzanami tarafından dünyanın yaratılışı ile başlayıp İmparatoriçe Suiko'nun döneminde biter. İnsanlığın başlangıcından bahseden eser birçok Japon miti ve efsanesinin içerisinde barındırır. Kojiki'de daha çok devletin ilahi kaynaklarından bahsedilir. 

 

Kojiki'nin devamı niteliğindeki Nihongi ise, antik Japonya tarihine dair yazılmış ikinci en eski metindir. 720 yılında bitirilen eser, Kojiki'ye oranla daha resmi bir metin olup Japon tarihine dair olayları içerisinde barındırmaktadır. Eser aynı zamanda Şintoizm'in kutsal metinlerinden biridir.


 

Şintoizm nedir?
Şinto, tanrıların yolu anlamına gelip Japon halkına ait animist ve şamanist bir inanç biçimidir. Animisttir çünkü Şintoizm doğa ruhlarına yani kamilere değer verir. Buna göre, canlı ve cansız her seyin bir koruyucu ruhu vardır. Ve şamanisttir, çünkü kamilerle iletişim kurma görevini üstlenmiş olan şamanlar vardır. Önceleri Yamato-Hime gibi kraliyet ailesine mensup bir prenses bu görevi üstlenmişken daha sonraları çmparator bu görevi bizzat üstlenerek görünen ve görünmeyen dünya arasında köprü olma vazifesini yerine getirmiştir.

 

Şintoizm'e göre evren üç boyuttan oluşmaktadır: Kamilerin yaşadığı Takamagahara (göksel ova), insanların yaşadığı  Ashira-no-Nakatsukuni (orta dünya), kötü ruh (yokai) ve iblislerin (oni) yaşadığı Yomi-no-kuni ( yeraltı dünyası). Buna ek oalrak, orta dünya üzerinde görünen ve görünmeyen iki ayrı dünya vardır. Görünen dünya insanların yaşadığı boyutken görünmeyen dünya ölmüş ataların ruhlarının yaşadığı boyuttur.

 

Kami ise kısaca Şinto inancında doğa ve ata ruhları, Türkçe literatürdeki en yakın anlamıyla tanrıdır. Ancak genel tanrı kavramından farklı olarak her kaminin yıkıcı, besleyici ve merhametli olmak üzere farklı ruhları, dolayısıyla farklı karakterleri olduğuna inanılır. Bu açıdan bakıldığında kami, oldukça karakterize edilmiş bir ruhtur. Her türlü doğa olayı kamilerin içinde bulunduğu ruh hali ve yokai gibi iblislerle ilişkilendirilir. Şinto'da her şeyin yaratıcısı mutlak bir tanrı yoktur.

 

Japon halkı dışarıdan aldığı hiçbir kültürel öğeyi Japonlaştırmadan kullanmamıştır. Şinto terimi kabaca "tanrılar/ruhlar yolu" olarak tercüme edilen Çince Şhen-tao teriminden türemiştir. Bundan dolayı Japonlar kendi inançları için Şintoizm yerine aynı anlama gelen -tanrıların/kamilerin yolu- anlamında kami-no-michi terimini kullanmayı tercih etmektedir.

 

Din olarak Şintoizm'in göksel ilahlardam, ilahlaştırılan atarala, kahramanlara veya imparatorlardan dağların, ağaçların, ırmakların ve hayvanların ruhlarına kadar geniş bir yelpazenin kamileriyle ilintili bir dini sistem olduğunu söyleyebiliriz. Buna göre kami, dünyanın ötesindeki mutlak/aşkın bir varlığa değil, evrende , bireylerde, hayvanlarda, eşyalarda, güçlerde bulunan ve kişiye korku, ürperti, huşu, çekicilik veren vasıflara işaret etmektedir. Kami çerçevesinde düzenlenen dini tören ve seremoniler de kadim Japon geleneğinin yerel inanç ve uygulamalarında kök salmış milli gelenek ve göreneklerle yakından ilintilidir.

 

rcz354z.png

 

Şintozim'in bir diğer önemli özelliği bu inancın tabiatın bereketli/verimli güzelliğiyle olan farkındalığıdır. Bu farkındalığın önemli felsefi ve ahlaki imaları vardır. Bunların başında bireylerin velinimetlerine karşı sorumluluğu ve minnettarlığı anlamına gelen on ahlaki prensibidir. Diğer bir önemli ilke de hayatın dini ve siyasi vehçelerinin temelde bir ve aynı olduğu anlamına gelen saisei-itchi prensibidir. Bu ilke Japon milli bilincinin temelini oluşturmaktadır. Buna göre ulusal bağlılık bireyin en başta gelen sorumluluğudur. Zira imparator ulusun lideri ve ulusun kamisine hizmet eden rahiptir.

 

Şinto geleneğine göre bu dünyada ve öte dünyadaki hayatın en önemli belirleyicisi ahlaki kurallar değil, dini ritüellerin ve tabuların yerine getirilmesidir. Buna göre yükümlülükleri yerine getirerek bela ve musibetten uzak durmak diğer insanlara iyilikte bulunmaktan çok daha önemlidir.

 

Şintoizm'de kabul edilmiş veya diğer bir deyimle resmi kutsal kitap külliyatı, sabit doktrinler ve ahlaki ilkeler yoktur. Bundan dolayı Şintoizm mensupları bireylerin eylemlerinin içinde bulundukları şartlara ve durumlara bağlı olduğuna inanmaktadır.


 

Şintoizm'in tarihsel gelişimi

 

Japon kültürü ve dini inançlarıyla ilgili en erken bilgiler yazının kullanılmaya başladığı miladi ilk yüzyılın ortalarına dayanmaktadır. Arkeoolojik kazılar ve efsanelerden elde edilen bilgilere göre Japon ülkesi bizzat ilahlar tarafından kurulmuştur. Mitolojiye göre gökten yeryüzüne inen ilah gök be yer birbirinden ayrıldığında Japon ülkesini tesis etmiştir. Tarihsel bulgulara göre Japon atalarında ilk insan Paleotik çağdan sonra yaşamaya başlamıştır. Bazı tarihçiler Japon atalarından ilk yerleşen üç kabilenin birinin yerli, diğer ikisinin de Çin ve Güney Asya ülkelerinden olduğunu ileri sürmektedir. Araştırmacılar bu üç kabilenin kültür, dil ve dinsel inançlarının birbirleriyle karışması sonucu günümüzde Şintoizm denilen dini gelenek meydana gelmiştir.

 

kmcua2d.png

 

Japon toprakları antik dönemde sayısız bağımsız kabileye bölünmüştü. Söz konusu bu bağımsız kabileler kendi bölgelerinin yegane hakimleriydi ve bunların kamileri de bir nevi mahalli tanrı hükmündeydi. Yaklaşık 3 veya 4. yüzyılda bu bağımsız kabilelerin biri olan Yamato kabilesi diğer kabilelerden öne çıkarak onlara hakim bir konuma gelmişti. Bunun sonucu olarak bölgesel gelenekler ve mahalli mabetlerdeki uygulamalar önemini kaybetmiş bunların yerlerine Yamato kabilesi kendi geleneklerini ve kendi koruyucu kamisi Güneş Tanrıçası Amaterasu'yu empoze etmiştir. Bu gelişme sonucunda da Güneş Tanrıçası Amaterasu tüm Japon kabilelerinin koruyucu milli tanrısı statüsüne yükselmiş ve Yamato kabilesi reisleri de Japon ulusunun lideri ve rahibi ünvanını kazanmıştır.

 

Şintozim gelişip günümüzdeki şeklini almasını büyük oranda Çin'den gelen Japonya'ya geçiş yapan Budizm ve Konfüçyüsçülük ile karşılaşmasına borçludur. Japonya'da bu üç dini gelenek bir araya gelip birbiriyle eşleşmesiyle Japon ulusunun dini be kültürel hayatı şekillenmiştir. Zira bu üç dini gelenek arasında hiçbir zaman bir çatışma olmamış, mensupları karşılıklı hoşgörü içinde yaşamlarını devam ettirmişleridir.

 

Japonlar 3. ve 6. yüzyıllar arasında bölgede yaşanan savaşlar ve Çin'le yapılan ticaret vasıtasıyla kendi standardına göre daha üstün konumda olan Çin kültürü ve dini gelenekleriyle yüz yüze gelmişlerdir. Bu dönemde Japonya'nın idaresini ele alan Yamato hanedanı Japonya'da gerçekleştirmeyi düşündüğü sosyal be kültürel reforma bir ön hazırlık olması için Çin'e elçiler göndermiştir. Yine Çin'le etkileşimin bir sonucu olarak Japon elit tabakası ve idareci sınıf tek heceli Çin dilini öğrenmeye başlamış ve zamanla Çin alfabesi çok heceli Japon dilini ifade etmek için kullanılır olmuştur. Bu gelişmelerin sonucunda da pek çok Japon Budizm'e ve Konfüçyüsçülüğe merak salarak bu dinlere geçiş yapmıştır. Yine çok kısa bir süre zarfında atalara tapınma ibadeti gibi Çin'e ait ritüeller ve Taoizm'e ait  pek çok kavram Şintoizm'e dahil edilmiştir. Ancak dini ve milli gelişmelerini ilerletme konusunda Japonlara ilham kaynağı olan en önemli dini gelenek şüphesiz ki Konfüçyüsçülük olmuştur. Zira Konfüçyüsçülük Japon ahlakını, hukuk ve eğitim sistemini ciddi olarak etkilemiştir.

 

Şintoizm'in senkretist tabiatı Budizm'in 6. yüzyılda Japonya'ya girişini oldukça kolaylaştırmıştır. Budizm, Japonya'da özellikle üstün idealleri geliştirme/ilerletmede, sanat, bilim ve edebiyatı teşvik etmede oldukça etkili olmuştur. Bu gelişmelerin sonucunda da Japonya'ya girişinin ilk yüzyılınında Budizm Japon elit tabakasının dini olmuştur.

 

Şintozim ve Budizm, bu iki dinsel gelenek mensuplarının barış içinde yaşadıkları klasil Heian döneminde  (794-1192) tamamen birbiriyle bütünleşmişti. Nitekim bu dönemde Budizm tedrici olarak ezici bir üstünlüğe ulaşırken, diğer taraftan Şinto sözlü geleneği, efsaneleri ve mitolojileri Şinto kutsal yazıları adı altında yazıya geçirilmiştir. Ezeli Budalardan oluşan Budist panteonunun tezahürü olarak sayısız Şinto kamisi Budizm'e taşınarak Budizm tarafından içselleştirilmiştir. Buna karşılık olarak da bazı Budist tanrısal varlıkları da Şinto panteonuna dahil edilmiştir. Bu gelişme elit tabakanın dini görünümünde olan Budizm'in halk arasında hızla yayılmasına yol açmıştır. Bunun sonucunda da Budist rahipleri Şinto mabetlerinde görev yapmaya başlamış ve bunun neticesinde de Şinto mabetlerindeki törenler büyük oranda Budist formunda ifade edilmeye başlanmıştır. Ancak bu durum iki dinin birleşmesinden ziyade iki dinin din adamaları arasında bir iş bölümü şeklinde olmuştur. Buna göre dinsel törenler, vaaz, dogma, cenaze merasimleri Budist rahiplerin gözetimi altındayken doğum, evlenme, mevsimlik festivallerin kutlanması ve kehanet gibi uygulamalar da Şinto rahiplerinin idaresindeydi. Yaşanan bu senkretist gelişmelerden dolayı zamanla Şintoizm artık Budizm'den ayırt edilemeyecek bir yapıya bürünmüştür. 12. ve 13. yüzyıllar arasında Amida, Zen ve Nichiren Budizmi'i adı altında Japon Budizm'ini temsil eden üç yeni Budist mezhebi ortaya çıkmış ve bunlar zamanla Japonya'daki en başat Budist grupları olmuştur.

 

mad7kg3.jpg


------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

Şinto Türleri

 

Şintoizm'in değişik şekilleri, anlayışları e uygulamaları vardır. Uygulamalar ve bazı anlayışlarla birbirinden ayrılan bu türler genel olarak dört grupta toplanmaktadır: Devlet Şintosu, Mabet Şintosu, Halk Şintosu, Mezhepler Şintosu.





 

Devlet Şintosu

 

İmparatorluk Evi'nin Şintosu olarak da adlandırılan bu Şinto türü imparatorluk sarayına aittir ve imparator tarafından icra edilen dini törenle belirginlik kazanır. Bu tören Japon imparatoru tarafından Güneş Tanrıçası Amaterasu-o-mikami şerefine yapılmaktadır. 1866 yılında Japon tahtına çıkan genç imparator Meiji, Şintoizm'i Budizm'den ayırmış ve onu Japon ulusunun milli dini ilan etmiştir. Bu gelişmeye paralel olarak Şinto mabetlerinin ve rahiplerinin büyük çoğunluğu devletin kontrolü altına girmiştir. Şintoizm'in bu şekilde devlet dini yapılmasından sonra Budizm'e baskılar kaçınılmaz olmuş ve bu çerçevede pek çok Budist mabedi kapatılmış, Budist  mülklerine el konmuş ve Budist rahipleri ülke dışına sürgün edilmiştir.

 

Ulusal bir gereklilik olarak hükümet hangi dini geleneğe ait olursa olsun herkese Devlet Şintosu mabetlerinde icra edilen törenlere katılma zorunluluğu getirmiştir. Zira bu mabetlerde icra edilen söz konusu törenler devlete bağlılığın ve ilahi karakterli emperyal şahsiyete saygının bir ifadesi olarak kabul ediliyordu. İlaveten devlet, okullarda sistematik olarak yaptığı bilgilendirmelerle Şinto atalar geleneğini devam ettiriyordu. 1868'den 1945'e kadar devlet Şintoizm'i Japon devletinin milli dini olarak desteklemeye devam etti.Bu dönem boyunca devlet Şinto'sunu kabul etme, devlete bağlılığın bir gereği olarak görülmüştür. Budizm, Konfüçyüsçülük ve Hristiyanlık gibi diğer dinler devletin Devlet Şintosu'yla ilgili görüşleriyle uyum içerisinde olmaları şartıyla Japonya'da varlıklarını devam ettirebilmişlerdir. Bu bağlamda söz konusu bu dinlerin de kabul etmek zorunda olduğu Şinto inançları şunlardır: Japon toprakları ilahi olarak yaratılmıştır, imparatorlar kesintisiz bir şekilde Güneş Tanrıçası Amaterasu'dan türemektedir ve Japon halkı ilahi kökenlidir. Devlet Şintosu'nun bağlayıcı olduğu bu dönemde Japon hükümetleri dinin yaptırım gücünü arkalarına alarak mutlak bir siyasi ve askeri güce sahip olmuşlardır. İmparatorların Güneş Tanrıçası Amaterasu'nun yaşayan inkarasyonları olduğuna inanç 12. yüzyıl öncesine kadar  uzun ölçekli bir gelenek olmasına rağmen bu inanç 19. yüzyılda dogmaya dönüşmüştür. Bu dogmaya göre imparator kutsal, dokunulmaz ve mutlak varlığın bir tezahürü olarak mütalaa edilir olmuştur. Dahası bu dogmaya göre imparator, halkının tanzim ve yüceltmesini hak eden beşer formunda bir ilahtır. Hatta bu dogmanın tesirinde kalan bazı Japonlar imparatorun sadece Japonların başı değil, aynı zamanda tüm kainatın idarecisi olduğuna bile inanır olmuşlardır. Bu tasavvur 15 Aralık 1945'e kadar varlığını davam ettirmiştir. 15 Aralık 1945'de Japonya'yı işgal eden İttifak devletleri komutanı imparatora Devlet Şintosu'nu ve buna bağlı olarak imparatorluk ailesine tazimi ilga etmesini ve Devlet Şintosu ve Mezhepler Şintosu da dahil Japonya'daki tüm dini inançları devlete karşı eşit konuma koymasını emretmiştir. Bu emir üzerine 1Ocak 1976'da Japon imparatoru "İmparatorun ilahi olduğu ve Japonların diğer ırklardan üstün olduğu ve bundan dolayı tüm dünyayı idare etme sorumluluğunda olduğu" şeklindeki inancın hatalı olduğunu açıkça ilan etmiş ve bu tarz bir inancı lanetlemiştir.

 

Günümüzde Japonya'da din ve ddevlet tamamıyla birbirinden ayrılmış durumdadır. Şintoizm Japonların zorunlu milli dini olma niteliğini kaybetmiş, okullardaki din öğretimi yasaklanmış ve hangi inanca ait olursa olsun tüm Japonların din özgürlüğü garanti altına alınmıştır. Şintoizm'in başrahibi olarak imparatorun fonksiyonu imparatorluk saraylarındaki üç Şinto mabedinin birinde icra edilen geleneksel seremonilere resmen başkanlık etmekle sınırlandırılmıştır. Kısaca günümüzde Devlet Şintosu tamamıyla eski varlığını kaybederek ölü bir gelenek halini almıştır.


 

Mabet Şintosu

 

Bu Şinto çeşidi Japonların yerel dinini yansıtmaktadır. Mabet Şintosu varlığını Japonya'nın hemen her tarafında mahalli olarak kurulmuş sayısız mabetlerle ilintili olarak sürdürmektedir. Bu grup tabiat ve ruhlara ibadetle temayüz etmiştir. Nitekim  mabetlerin henüz daha inşa edilmediği dönemlerde Japonlar ağaçlara, dağlara, ırmaklara, kayalara ibadet etmekteydi ancak zamanla tanrı ve tanrıçaların ikamet etmesi için mabetler yapılınca Japonlar artık mabetlerdeki tanrı ve tanrıça suretlerine ibadet etmeye başlamıştır. Meiji hükümeti Şintoizm'i Japonların resmi dini yapması sürecinde mabet yapımına verdiği önemden dolayı Mabet Şintosu da devlet tarafından desteklenmiştir. Mabet Şintosu mensupları tarafından inşa edilen belirili mabetler imparator tazimiyle ilişkilendirilerek onlara bir takım ulusal nitelikler atfetdilmiştir. Örneğin Ise bölgesindekş mabet Güneş Tanrıçası Amaterasu'nun Büyük Mabedi olarak ün kazanmıştır.

 

Devlet Şintosu döneminde mabetleri bizzat devlet inşa etmiş ce yönetimleri de devlet eliyle yapılmıştır. Bundan dolayıdır ki bu dönemde mabetler belirli ailelerle özdeşleşmiş ve buralar bürokratik mekanizmanın kalbinin attığı yerler olmuştur. Hükümet yetkililerinin dostları dostları ve yakınları mabetlere rahip olarak atanmıştır Tüm dini törenler, seremoniler ve festivaller devlet tarafından hazırlanmış ve bunlara katılım imparatora ve Güneş Tanrıçası Amaterasu'ya bağlılığın gereği olarak algılanmıştır.
 Günümüzde ise mabetler artık devlete değil, tamamıyla halka bağlıdır. Bazı önemli mabetler tarihi Japon şahsiyetlerine  ithaf edilirken bazıları da tanrı ve tanrıçalara atfedilmektedir. Rahipler artık devlet memuru değildir. Mabet Şintosu doktrinlerden ziyade ritüellerle öne çıkmaktadır. Bu Şinto çeşidinde bağlayıcı ahlaki kurallar, inanç bildirgeleri ve kutsal yazılar külliyatları önemli görülmez. Bu grup mensupları öte dünyayla ilgili çeşitli spekülasyonlarda bulunmak yerine mevcut fiziki dünyaya vurgu yapar ve bu dünyada mutlu ve ssağlıklı bir yaşam tesis etmeye önem verirler. Ayrıca bu grup mensupları geleneksel değerlerin yaşatılmasına da büyük özen gösterir. 


 

Halk Şintosu

 

Çeşitli Şinto inanç uygulamaları Mabet veya Ayrılıkçı Şintoizm kapsamına girmektedir. Çünkü bu uygulamalar çok dağınık ve çok çeşitlidir. Bunların bir isim altında tanımlamak zor olduğundan söz konusu inanç ve uygulamaların bütününe Halk Şintosu adı verilmektedir. Buna göre Halk Şintosu halk arasında oldukça yaygın olan ancak diğer Şinto grupları için marjinal olan unsurları ihtiva etmektedir. Örneğin hurafeler, büyü ve sihir uygulamaları Halk Şintosu'nun belirgin özelliklerindendir.

 

Yine doğum, evlilik ve ölüm yıldönümleriyle akraba ve atalara atfedilen yıldönümü kutlamaları da Halk Şintosu'nun öne çıkan uygulamalarından bazılarıdır. Evlerde  icra edilen bu ritüeller kami-dana adı verilen ve aile sunağı olarak hizmet gören minyatür mabetlerde icra edilmektedir. Bahçeli evlerde ikamet edenler söz konusu bu minyatür mabetleri bahçelerinde tesis edebilirler. Dindar Şintoist inandığı ilaha bağlılığını ve tazimlerini sunmak için sabah erken saatte banyo yaptıktan sonra ev mabedine girer. Mabede girince önce başını eğer sonra ilahın dikkatini çekmek için ellerini iki kez çırpar sonra duasını eder ve en sonunda da yine başını eğerek mabetten çıkar ve işe gider.



 

Mezhepler Şintosu

 

Ayrılıkçı Şinto hareketi, 1882'de devletin kontrolünü sağlamak için dizayn edilen idari mekanizma gereği Meiji idaresi tarafından keyfi olarak oluşturulan 13 heterojen Şinto grubundan meydana gelmektedir.  Bu gruplar dini mezhepler olarak devlet tarafından kendilerine verilen yükümlülükleri yerine getirmekle memur edilmişti. Zira bu dönemde devlet tarafından resmi olarak tanınmayan dini grupların hiçbir şekilde yaşama şansı yoktu. II. Dünya Savaşı'ndan sonra Devlet Şintosu çökünce ve din ve devlet işleri birbirinden tamamen ayrılınca bu dini gruplara yönelik tüm kısıtlamalar da kalkmıştır. Bu on üç ayrılıkçı Şinto grubu aslında beş ana gruba ayrılmaktadır: Saf Şinto, Konfüçyüsçü Şinto, Dağ Şintosu, Arınmacı Şinto ve Kurtarıcı Şinto.

Mabet Şintosu'nun aksine Mezhepler Şintosu, dini ibadet ve törenler için bir araya gelen büyük kalabalıklarla temayüz etmektedir. Bazı ayrılıkçı Şinto mezhepleri tarihi bir kurucuya, organize bir üyeliğe, resmi bir kutsal kitaba, bir araya getirilmiş bağlayıcı öğretilere ve grup üyeleri için farz olan bir takım ritüellere vurgu yapmaktadır. Diğer bazıları ise kadim geleneksel uygulamalara ve imparatorlara bağlılığa önem vermektedir.




 

Yaratılış Hikayesi

 

Şinto yaratılış miti Japon takımadalarının yaratılması ile ilgilidir. Buna göre, gök kamileri tarafından yeryüzünü yaşanabilecek bir yer haline getirmekle görevlendirilen (kadın) İzanami ile (erkek) İzanagi, gökyüzü ile yeryüzünü birbirine bağlayan köprünün üzerinden aşağıya kutsal mızrağı sarkıtarak okyanusu karıştırırlar. Mızrağın ucundan akan damlayla Onogoro Adası meydana gelir. Bu adaya indiklerinde inşa ettikleri kutsal bir sütun etrafında dönmeye başlayan çift buluştukları zaman ilk konuşan İzanami olur ve İzanagi'ye iltifatlar eder. Böylece evlenmiş olurlar, ancak ilk önce kadının konuşmuş olması bu evliliği lanetler ve doğan çocukları küçük Japon adalarını meydana getirir. İzanami ile İzanagi, gök kamilerinin emriyle bir kez daha evlenirler. Bu sefer İzanagi, İzanami'den önce konuşur ve doğan çocukları sekiz büyük adayı, yani Japonya'yı meydana getirir.

Kojiki'de insanların ne zaman yaratıldığına dair bir bölüm yoktur, insanlar bir anda ortaya çıkarlar. İlerleyen bölümlerde İzanami, Ateş Kamisi Kagutsuchi'yi doğururken ilahi bir şekilde can vererek yeraltı dünyasına iner. İzanami Japon mitolojisindeki ilk anne ve ilk ölen kişidir. İzanagi kız kardeşini kurtarmak için Yomi'nin girişine kadar gider ancak İzanami'nin yeraltı dünyasının yemeklerinden yediğini öğrenir.

Vücudu çürümeye başlamıştır ve artık yeraltı dünyasın bir üyesi olmuştur. Merakına yenik düşen İzanagi bir ateş yakıp Yomi'den içeri bakar ve eşinin çürüyen bedenini görür. Korkup kaçmaya başladığında çok sinirlenen İzanami onu Yomi'nin girişine kadar kovalar; ancak İzanagi ondan önce girişe ulaşmayı başarır ve bir kaya ile kapatır. Böylece yeraltı dünyası ile orta dünya birbirinden tamamen ayrılmış olur. Sonrasında İzanagi söylediği sözler ile kayanın arkasındaki kızgın İzanami'yi boşar. Bunun üzerine daha çok sinirlenen İzanami, dünyada her gün bin insanı öldüreceğine yemin ederek yaşayanları lanetler. Ona karşılık İzanagi, her gün bin beş yüz insan doğacağına yemin ederek oradan ayrılır. Bundan sonra İzanamş ölümden, İzanagi ise yaşamdan sorumludur.

 Şintoizm'in üç büyük kamisi, yani Üç İlahi Çocuk, İzanagi'nin yeraltı dünyası kirlerinden arındığı ayin sırasında doğarlar. Bunlardan en büyüğü İzanagi'nin sol gözünden doğan gökyüzünün hakimi Güneş Kamisi Amaterasu, ikincisi sağ gözünden doğan yeraltı dünyasının hakimi Ay Kamisi Tsukuyomi ve sonuncusu burnundan doğan yeryüzü ve denizlerin hakimi Susano-wo'dur. Ay Kamisi Tsukuyomi'nin doğumuna ilişkin farklı mitler mevcuttur ama her halükarda ondan Amaterasu'nun eşi olarak bahsedilir ve mitlerde fazla yer almaz. Bunun dışında Japon mitolojisinde bir ay tanrıçasının varlığından söz edilir.

 Nihongi'de yer alan yaratılış mitolojisi ise Taoizm'in esintilerini hissettirir bir biçimde yumurta ile zıt kutuplardan ve Konfüçyanizm'in etkisini belirtir bir biçimde erkek egemenliğe söz eder. Nuamann Nihongi'de yer alan yaratılış mitolojisini şu şekilde yazmıştır:
 "Eskiden, yer ve gök henüz tek parçayken, yin yang henüz birbirinden ayrılmamışken, kaotik kütleleri bir tavuk yumurtasına benziyordu, sınırsız ve belirsizdi. Ve içinde bir tohum taşıyordu. Arı ve aydınlık olan kısmı, ince bir şekilde genleşti ve göğü meydana getirdi. Ağır ve bulanık kısmı ise oturdu ve yeri oluşturdu. Hoş ve mucizevi olanlar birleşirken, büzülme kolay gerçekleşti. Ağır ve bulanık olanın sabitleşmesinde ise, katılaşma zor oldu. Bu nedenle önce gök meydana geldi. Ardından yer biçimlendi. Ardından bunların arasında ilahi varlıklar oluşturuldu."

Nihongi'ye göre Kojiki'de bir cinsiyeti ve biçimi olmadığı söylenen göğün yüce kamileri erkektir. Bunun yanı sıra İzanagi ile İzanami'nin evlilik töreniyle ilgili Nihongi'de yer alan mitte ilk önce kadının konuşmuş olmasına İzanagi'nin tepkisi şu şekildedir:

"Ben bir erkeğim. Dolayısıyla önce ben konuşmalıydım. Nasıl olur da tersine, bir kadın olarak önce sen konuşabilirsin? Bu mutluluk getirmez zaten bize. Bu yüzden bir kere daha sütunun etrafından dolaşmalıyız."

Japon mitolojisinde önemli üç obje vardır: Ayna, mücevher ve kılıç. Ayna Amaterasu ile ilişkilendirilip imparatorun bilgeliğini; mücevher kimi zaman Tsukuyomi, kimi zaman Amaterasu ile ilişkilendirilip imparatorun yardımseverliğini; kılıç Susano-wo ile ilişkilendirilip imparatorun kuvvetini simgeler. Bir varyanta göre bu objeler doğdukları zaman babaları İzanami tarafından üç ulu kamiye verilmiştir. Nugün hala Japon imparatorluk ailesinin üç kutsal nesnesi kabul edilen kılıç, ayna ve mücevher Amaterasu tarafından Orta Dünya'ya hükmetmekle görevlendirdiği torunu Ninigi'ye verilmiştir.





           

6ns58y0.jpg





 

Ritüeller


 

Şinto ritüelleri ya kamilere adanmış tapınaklarda (jinja/ jinsa) veya evlerdeki ibadete ayrılmış mekanlarda (kami-dara) icra edilir. En önemli Şinto tapınağı Honşu Adası'ndaki Ise şehrinde bulunan Amaterasu Jinja'dır. Şinto ritüelleri günün belli vakitlerine göre düzenlenmiş değildir; daha çok herhangi bir kamiden şahsi bir talepte bulunmak amacıyla yapılır. Düzenli ritüeller bayram günlerinde (matsuri) uygulanır. Bunlardan biri her yıl ocak ayında yapılan ateş merasimidir. Düzenli ya da düzensiz bütün ritüeller kutsal mekânların bir köşesinde bulunan su havuzlarındaki arınma ritüeliyle başlar. El ve -artık pek uygulanmayan- ağız yıkama işlemiyle hem bedeni, hem de ruhi arınma gerçekleştirilir; ayrıca tapınakta yanan ateşin dumanı başın üzerinden geçirilir. Bu şekilde kişinin kaminin huzuruna çıkmaya hazır (günahlarından arınmış ve kutsanmış) hale gelmesi amaçlanır.

İkinci aşama kamiye getirilen kurban veya takdimenin sunulmasıdır. Şinto takdimeleri pirinç rakısı (saki) ile pirinç veya başka bir şeyden yapılmış yiyecek takdimesinden (şinser) oluşur. Son aşama, el çırparak kamiyi çağırdıktan sonra kamiden talep edilen isteklerin söylenmesi ve belli duaların okunmasıdır. Tapınaklarda icra edilen ritüeller genellikle Şinto rahip ve rahibeleri tarafından yönetilir. Bazı özel günlerde ise din adamları müzik eşliğinde "kagura" ad verilen şamanik danslar yapar. Tapınağa girişte ayakkabılar çıkarılır ve "tori" denilen, sonlu âlemi tanrıların sonsuz aleminden ayırdığına inanılan kuş tüneği biçimindeki bir kapının altından geçilir. Tapınakların önüne asılan kutsal sicimler de aynı işlevi görür. Bayramlarda genellikle adına bayramın düzenlendiği kaminin heykeli bir tahtırevan üzerinde taşınır, sumo güreşi ve gösteriler yapılır. Oruç ve yemek bayram merasiminin diğer unsurlarındandır. Önemli bayramların başında 1 Ocak'ta kutlanan yeni yıl bayramı, ilkbahar (pirinç ekme) ve sonbahar (hasat şükranı) bayramları ile yılda iki defa Amaterasu adına ve yılda bir defa yerel kami adına kutlanan bayramlar gelir.

Şinto inancında kutsallık atfedilen belli bir merkez yoktur: bunun yerine başta Japon toprakları olmak üzere bütün tabiat kutsal kabul edilir. Fakat dağlara, özellikle de Fuji Dağı'na kamilerin meskeni olduklarına inanıldığından saygı gösterilir ve her yıl çok sayıda kişi tarafından ziyaret edilir. Güneş Şinto sembolizminde önemli bir yere sahiptir. Japonya kelimesinin Japoncadaki karşılığı olan Nippon (Nihon) "Güneşin doğduğu ülke" anlamına gelir. Japon bayrağın oluşturan beyaz zemin üzerindeki büyük kırmızı nokta güneşi temsil eder.

Ayna da Güneş Tanrıçası Amaterasu'nun ışığını yansıtması sebebiyle kutsal sembol olarak tapınaklarda ve evlerin ibadet mekânlarında bulundurulur. Ayrıca gerek tapınaklarda gerekse köy girişlerinde, köprülerde, yollarda ve dağ geçitlerinde koruyucu özelliğe sahip, hayvan veya insan şeklindeki bazı semboller kullanılır. Şinto öğretisinde temizliğe büyük önem atfedildiğinden evlerin girişine sabah akşam temizlik amacıyla su serpilmesi ya da girişe ve köşelere tuz konması adeti vardır.

Şintoizm'de diğer bir ibadet uygulaması hacdır ve merkezi olarak kabul edilen yer Ise'dir. Hasat mevsimi, yıl içerisindeki arınma mevsimleri olmak üzere Ise'ye yılda üç defa hac yolculuğu yapılır. Hacılar Ise'ye geldiklerinde Amaterasu'nun mabedine girmeden önce İzusu Irmağı'nda usulüne uygun olarak temizlik tanrısına dua ederek temizlenir. Temizlikten sonra gruplar halinde mabedin önüne gelinerek başrahibin mabedin kapısını açmasıyla içeri girilir. Arkasından diğer rahipler girer, kapıdan Altar'a kadar kırık bir çizgi halinde sıra oluşturulur. Hacılar, yanlarında getirdikleri takdimeleri elden ele vermek suretiyle altardaki masaların üzerine bırakır. Takdimeler başrahip tarafından takdis edilerek boru ve davulun müziği eşliğinde tanrıçaya sunulur. Böylece Şintoistler, Amaterasu'nun bulunduğu en büyük kült yeri olan Ise'deki bu yeri ziyaret ettikten sonra, Amaterasu'nun doğuşunu da izleyerek "hacı" olurlar.

Şintoizm'de ayrıca bedenen ve manen temizlenme amacıyla Ise'de yapıldığı gibi mahalli mabetlerde ve nehir kenarlarında da yapılan arınma hacları da vardır. Bu hac ibadeti, vücuda su serpilmesinden sonra, üzerine ayinde hazar bulunanların kirliliğini temsil eden lekelerin bulunduğu küçük bir heykelcik suya atılarak yapılır. Bu arada kötü güçlerin müdahalesini önlemek amacıyla çeşitli arınma duaları da okunur ve ayin, heykelciğin üzerindeki lekeler  suda temizleninceye kadar devam eder.

 Birçok animist dinde olduğu gibi Şintoizm de ölüm sonrası hayat konusunda bir inanç sistemi geliştirmemiştir ve daha ziyade bu dünyayı vurgulayan bir anlayışa sahiptir. Bu konudaki temel öğreti bedeni terk eden ruhun kami haline geleceği şeklindedir. Bununla birlikte modern zamanlarda Şintoizm'de Budizm'in ruh göçü inancını benimseme eğilimi ortaya çıkmıştır. Cenaze merasimi de genellikle Budist inancına göre yapılmaktadır. Günümüzde 125 milyon olan Japon nüfusunun sadece 4-5 milyon kadarı saf Şinto dinine mensuptur. Geri kalan nüfusun büyük bir kısmı Şintoizm ile Budizm'in karışımından oluşan (Şinbutsu şugo) ancak Budizm'in daha baskın olduğu bir geleneğe bağlıdır. Ayrıca Konfüçyüsçülüğe tabi olanlar da vardır.


 

rgnddfn.jpg
Yorum bağlantısı
Sitelerde Paylaş

  • 3 hafta sonra...
  • 8Ay Sonra...

Görüşmeye katıl

Şimdi yayınlayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Bir hesabınız varsa, şimdi oturum açın.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömüldü.   Bunun yerine bağlantı olarak görüntüle

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Editör içeriğini temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    • Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.
×
×
  • Yeni Oluştur...